Fuzûlî
Yâr-i gâh elmas ile gâh İsfahan-ı Şirâze yaraşır.
Ben dahi bir câm-ı meyem, elmas traş ile keserdi ustazem.
Ne beladır bu kim her dem belâsın çekmeyince,
Gelmez ehl-i derd eline bir me’âl-i muttazem.
Bir safâ ehli dahi bu bezmde yok kim anın,
Câm-ı zevkından dem urmakla ola hem-râz-ı dem.
Gerçi dâmân-ı safâdan yüz çevirmiş, gamdayam,
Gam dahi bir nimettir kim, şükr-i lutf eyler sanem.
Fuzûlî kıl kıyâs-ı hâlin ehl-i dehr hâlinden,
Kumârı mekr ü tezvîr ü hiyel ehlinden uttun tut.
Günümüz Türkçesi:
Sevgili, bazen elmasa, bazen de (sanatıyla meşhur) İsfahan ve Şiraz'a yaraşır (değerlidir).
Ben de bir şarap kadehine benzerim; ustam beni elmas kesici aletle (büyük bir özenle ve çileyle) şekillendirirdi.
Bu ne beladır ki, her an onun (aşkın) belasını çekmeyince,
Dert ehlinin eline (kadehe konmuş şarap gibi) parlak ve saf bir anlam (mücevher) gelmez.
Bu mecliste (dünya hayatında) öyle bir zevk ehli de yok ki,
(Benim gibi) zevk kadehinden söz etmekle (birlikte) aynı ruha sahip olabilelim.
Gerçi sevinçten (safâ eteğinden) yüz çevirmiş, dert ve keder içindeyim,
Fakat dert de bir nimettir ki, sevgili (put gibi güzel olan), lütuf sayıp şükreder sanırım.
Ey Fuzûlî! Kendi hâlini, dünya ehlinin (dünyalık peşinde koşanların) hâlinden ayrı tutarak kıyasla,
Sen kumarı, hile ve aldatmaca ehlinin elinden kazanmış say.


